Saat 4:20 . Bu sabahin gecesinde, amacim buydu; sabahi gormek. Bu yetmeyecek, Alaybey'in gunesi karsilayisini da gorecegim.
Bu hafta bir paket sigara aldim. Sigara aliskanligim yok. Captain Black severim. Babam tutununu kullanirdi piposu icin. Ona Alsancak'taki amerikan pazarindan tutun alirdim. O ictikce evde yayilan captain black kokusuna bayilirdim. Kabasakal'la da pipo icmeyi denesek de basaramadik. Ben de ona dogum gunu icin bir paket sigara aldim. Bes gunde on tane bile icemedik. Sigaranin sabah uyandigimda agzimda biraktigi tadi sevmiyorum. Bizim iciciligimiz senede toplamda yirmi sigara ancak eder.
Sansur yasasi cikti. Avrupa birligi ve Amerika'dan bu yasayla ilgili olumsuz yorumlar gelmesine ragmen hukumet ve cumhurbaskani yasayi onayladiysa biraz korkmakta fayda var gibi.
Ne gunlere kaldik diyorum 85 dogumlu biri olarak. Ben ki Ozal doneminde dogmus, darbe egitim sistemiyle yetismis biriyim.Din soslu sag polikitalarin cukurlarindan gece gece bu yillara geldim. Geldim de boylesi korku ve siddeti bunyesinde barindiran bir iktidar gormedim.
Oyle ki bunlari yazarken, acaba, diyorum. Acaba yazmasam mi?..
Ne gunlere kaldik sahiden!
23 Şubat 2014 Pazar
17 Şubat 2014 Pazartesi
Bir Garip Kabasakal
İstanbul da doğdu, 60ların sonuydu. Çokca bahsettiği çocukluğu ulus un ormanlık dönemine denk gelmişti. Ulus o zamanlar orta sınıfın semtiydi. Dallarından meyva topladığı, kızakla ortaköy e kadar kaydığı, robert kolejin bahçesinde koşturduğu çocukluğu hepimizinki gibi çok da uzun sürmedi.
Ailesinin aklına koymasıyla ingiliz lisesinin orta bölümüne başladı. İlk birkaç yıl, ingilizce belasının hakkından gelesiye kadar zorlu geçti. Liseye geçtiğinde fen bilimlerini ne kadar çok sevdiğini anladı. Fizik en sevdiğiydi. Yurt dışından arkadaşının getirdiği plaklarla rock müzikle tanıştı. Pink Floyd, Jethro Tull ve John Lenon en sevdiklerindendi. Sağlam müzik bilgisini bu yaşlarda kazanmaya başladı. Üniversite sınavında boğaziçi fizik bölümünü kazandı. Ama baktı olmuyor tekrar sınava girdi ve bu kez boğaziçi inşaat mühendisliği bölümünü kazandı. Hala kopamadığı okulu onun mabedi oldu. Hala görüştüğü arkadaşlarını burada edindi.
Okulun kortlarında sabahtan akşama tenis oynadı, birçok arkadaşına tenis oynamayı öğretti, fırsat buldukça okuldan arkadaşlarıyla ülkenin tüm dağlarını gezdi. Sporla iç içe geçen üniversite hayatında en sevmediği şey koşmaktı. Koşmak yerine sabahtan akşama tenis oynamayı tercih edebilirdi. Üniversite hayatı uzatmalı da olsa bittiğinde aynı okulun çevre mühendisliği masterına devam etti. Okul onun evi gibiydi. Orta kantinden bir çay alıp boğazı izlemek ya da merdivenlerde oturmak en huzur bulduğu zamanlar oldu. Liseden üniversite hayatına, ingilizce ve tenis dersleri vererek ve çeviri yaparak para kazandı. İnşaat mühendisi olarak ise tutunamadı, üç beş yıllık iş deneyiminden sonra fotoğrafçılığa başladı. Reklam ajanslarında sanat yönetmenliği yaptığı yıllarda boğaziçi ikinci evi olmaya devam etti. Arkadaşlarıyla hep burada buluştu. Ne zaman bir çay alıp bir banka otursa yanına illa bir iki kedi gelir otururdu. Soğuk yerlerde yaşama hayali hep oldu. Buz, soğuk, kar hep ilgisini çekti. Bu yüzden bir karar alıp kanada ya gitti. Burada güzel sanatlar fakültesinde fotoğraf okudu. Rembrandt ın tablolarını andıran fotoğraflarını çekmeyi burada öğrendi. Mükemmel diyebileceğim bir teknikle çekilen fotoğrafları bir ürün fotoğrafçılığından çok Rembrandt ın bir tablosuydu. Kanada da en çok kahveleri sevdi. Arkadaşlarıyla çin lokantasına gidip noddle yiyip çay içmeyi seviyordu. Bir gökdelenin son katlarından birinde iki yıla yakın yaşadı. Babasının vefatıyla türkiye ye döndü ve annesinin sorumluluğunu üstlendi. Annesini çocuğu gibi baktı. Onu kaybettiğinde zor zamanlar geçirdi.
Türkiye ye döndükten birkaç yıl sonra benle tanıştı. Beni sevdi, benle yaşamaya karar verdi ve istanbul dan izmir e taşındı. Beş yıllık üniversite hayatımın en önemli destekçisi oldu. Bana ingilizce çalıştırarak o güne dek aldığım en iyi puanları aldırdı. Fotoğraflarıyla bana ilham verdi, bakış açımı güzelleştirdi, müzik bilgime bilgi zevkime zevk kattı. Üniversitem bittiğinde ve üzerinden bir zorlu yıl geçirdikten sonra benimle evlendi. İlişkilerin miladı yedinci yılda evlenmeye karar vererek, kafa göz yeni bir hayata girdi.
Kabasakal, çünkü hep sakallı bir adamdır, hayatımda tanıdığım en enteresan adamdır. Daha önce hiç kimsede görmediğim ritüelleri vardır. Kedilere fısıldayandır, her yemekten sonra iki mug çay içen adamdır. Kahvaltıda içmem dediği kahveyi benle birlikte içmeyi seven adamdır. Eşyalarına takıntı derecesinde bağlılığıyla bana saçlarımı yolduran, erken yatmayı hiç sevmeyen adamdır. Saçları uzun ve güzeldir. Romantik olmayan adamdır ama güzel elleriyle yüzümü seven adamdır. Fotoğraf çekerken ölesiye bu anı yaşayan, sinema tarihini olduğu kadar avrupa ve amerika siyasi tarihini de çok iyi bilen adamdır. Dokuz yıla yakın bir beraberlikte de hala yeni bir şeyler öğrenilebileceğini öğreten adamdır. Güzel bıyıkları, gözleri her daim uykulu olan adamdır. Dans etmekten nefret ederken benle dans edebilmeye başlayan adamdır. Sürprizlerden nefret eden ve sürpriz yapmanın s' sinden anlamayan adamdır.
Kabasakal istanbul da eskişehirli tatlı koca gözlüklü bir anne ve adanalı yakışıklı bir babanın oğlu olarak doğdu. İstanbul da büyüdü, izmir de benle ve toplamda beş kediyle 70 metrekarelik bir evde hayatına devam ediyor. Hayalleri var, umutları var bazen kafayı kırıp beş çocuk istediği bile var. Belki birgün karavanı da olur belki birgün birlikte amerika nın soğuk kıyılarında sert doğasında yaşarız, belki birgün barcelona da denize gireriz. 17 şubat Kabasakalın doğum günü ve ben hayatımın en ciddi otobiyografisini onun için yazıyorum. Yazarken de onu Georgia O'keeffe' in otobiyografisini yazıyorum diye kandırıyorum.
İyki doğdun Kabasakal!
Ailesinin aklına koymasıyla ingiliz lisesinin orta bölümüne başladı. İlk birkaç yıl, ingilizce belasının hakkından gelesiye kadar zorlu geçti. Liseye geçtiğinde fen bilimlerini ne kadar çok sevdiğini anladı. Fizik en sevdiğiydi. Yurt dışından arkadaşının getirdiği plaklarla rock müzikle tanıştı. Pink Floyd, Jethro Tull ve John Lenon en sevdiklerindendi. Sağlam müzik bilgisini bu yaşlarda kazanmaya başladı. Üniversite sınavında boğaziçi fizik bölümünü kazandı. Ama baktı olmuyor tekrar sınava girdi ve bu kez boğaziçi inşaat mühendisliği bölümünü kazandı. Hala kopamadığı okulu onun mabedi oldu. Hala görüştüğü arkadaşlarını burada edindi.
Okulun kortlarında sabahtan akşama tenis oynadı, birçok arkadaşına tenis oynamayı öğretti, fırsat buldukça okuldan arkadaşlarıyla ülkenin tüm dağlarını gezdi. Sporla iç içe geçen üniversite hayatında en sevmediği şey koşmaktı. Koşmak yerine sabahtan akşama tenis oynamayı tercih edebilirdi. Üniversite hayatı uzatmalı da olsa bittiğinde aynı okulun çevre mühendisliği masterına devam etti. Okul onun evi gibiydi. Orta kantinden bir çay alıp boğazı izlemek ya da merdivenlerde oturmak en huzur bulduğu zamanlar oldu. Liseden üniversite hayatına, ingilizce ve tenis dersleri vererek ve çeviri yaparak para kazandı. İnşaat mühendisi olarak ise tutunamadı, üç beş yıllık iş deneyiminden sonra fotoğrafçılığa başladı. Reklam ajanslarında sanat yönetmenliği yaptığı yıllarda boğaziçi ikinci evi olmaya devam etti. Arkadaşlarıyla hep burada buluştu. Ne zaman bir çay alıp bir banka otursa yanına illa bir iki kedi gelir otururdu. Soğuk yerlerde yaşama hayali hep oldu. Buz, soğuk, kar hep ilgisini çekti. Bu yüzden bir karar alıp kanada ya gitti. Burada güzel sanatlar fakültesinde fotoğraf okudu. Rembrandt ın tablolarını andıran fotoğraflarını çekmeyi burada öğrendi. Mükemmel diyebileceğim bir teknikle çekilen fotoğrafları bir ürün fotoğrafçılığından çok Rembrandt ın bir tablosuydu. Kanada da en çok kahveleri sevdi. Arkadaşlarıyla çin lokantasına gidip noddle yiyip çay içmeyi seviyordu. Bir gökdelenin son katlarından birinde iki yıla yakın yaşadı. Babasının vefatıyla türkiye ye döndü ve annesinin sorumluluğunu üstlendi. Annesini çocuğu gibi baktı. Onu kaybettiğinde zor zamanlar geçirdi.
Türkiye ye döndükten birkaç yıl sonra benle tanıştı. Beni sevdi, benle yaşamaya karar verdi ve istanbul dan izmir e taşındı. Beş yıllık üniversite hayatımın en önemli destekçisi oldu. Bana ingilizce çalıştırarak o güne dek aldığım en iyi puanları aldırdı. Fotoğraflarıyla bana ilham verdi, bakış açımı güzelleştirdi, müzik bilgime bilgi zevkime zevk kattı. Üniversitem bittiğinde ve üzerinden bir zorlu yıl geçirdikten sonra benimle evlendi. İlişkilerin miladı yedinci yılda evlenmeye karar vererek, kafa göz yeni bir hayata girdi.
Kabasakal, çünkü hep sakallı bir adamdır, hayatımda tanıdığım en enteresan adamdır. Daha önce hiç kimsede görmediğim ritüelleri vardır. Kedilere fısıldayandır, her yemekten sonra iki mug çay içen adamdır. Kahvaltıda içmem dediği kahveyi benle birlikte içmeyi seven adamdır. Eşyalarına takıntı derecesinde bağlılığıyla bana saçlarımı yolduran, erken yatmayı hiç sevmeyen adamdır. Saçları uzun ve güzeldir. Romantik olmayan adamdır ama güzel elleriyle yüzümü seven adamdır. Fotoğraf çekerken ölesiye bu anı yaşayan, sinema tarihini olduğu kadar avrupa ve amerika siyasi tarihini de çok iyi bilen adamdır. Dokuz yıla yakın bir beraberlikte de hala yeni bir şeyler öğrenilebileceğini öğreten adamdır. Güzel bıyıkları, gözleri her daim uykulu olan adamdır. Dans etmekten nefret ederken benle dans edebilmeye başlayan adamdır. Sürprizlerden nefret eden ve sürpriz yapmanın s' sinden anlamayan adamdır.
Kabasakal istanbul da eskişehirli tatlı koca gözlüklü bir anne ve adanalı yakışıklı bir babanın oğlu olarak doğdu. İstanbul da büyüdü, izmir de benle ve toplamda beş kediyle 70 metrekarelik bir evde hayatına devam ediyor. Hayalleri var, umutları var bazen kafayı kırıp beş çocuk istediği bile var. Belki birgün karavanı da olur belki birgün birlikte amerika nın soğuk kıyılarında sert doğasında yaşarız, belki birgün barcelona da denize gireriz. 17 şubat Kabasakalın doğum günü ve ben hayatımın en ciddi otobiyografisini onun için yazıyorum. Yazarken de onu Georgia O'keeffe' in otobiyografisini yazıyorum diye kandırıyorum.
İyki doğdun Kabasakal!
4 Şubat 2014 Salı
Soylenme
Yasadigimiz su zaman cok karmasik, cok maddi cok tuketim ustune kurulu ve cok kirli. Her kosebasinda bekliyorlar. Anliyorum ki kirlilik bir rajon, kiroluluk tam anlamiyla bir kultur. Deli gibi bir kotu kulturun saldirisi, baskisi altindayiz. Kendimizi aptalca ve altyapisi onun bunun cocugu bir kimlikle bulabiliriz.
17 Ocak 2014 Cuma
Her Seyin Gurusu
Kozmetik urunleri bir kizin hayatinin yuzde kacini kapsayabilir? Aksamdan, yarin sunu alayim da paylasayim, deyip basini yastiga vuran kizlar var mi gercekten? Bu ruh halini son gunlerde instagramda takildigim bazi kisilerde goruyorum. Ciddi ciddi aldiklari kozmetiklerin tek tek fotograflarini cekip yayinlayan ve bunlara ciddi ciddi yorumlar yapan kiz kafalari var. Mesela ayni urunden bir tane almak yetmemis uc bes tane almis ya da bir rujun bir renginin farkli tonlarini bir alisveriste sepete atmis kiz kafalari var. Anladigim kadariyla tuketim cilginligin ne kadar fazlaysa yapilan yorumlar ve takipci sayisi orani fazlalasiyor. Oran fazlalastikca kendini kozmetik alaninda yetkili gibi hissediyorsun, hissettikce daha fazla almak/ tuketmek/ takipcilerine aktarmak istiyorsun. Birbirini tetikleyen hastalikli bir psikoloji... Bu, isin biraz urkutucu boyutuyken komik bir boyutu da eklenebiliyor buna. O da, artik bu kizlarin kendilerini her konuda yetkili gormeleri. Artik gidilen luks avm de yenilen luks yemegin de fotografi cekiliyor. Olmadi bir de videosu konulup yemek tanitimi yapiliyor
Bir iphone kullanicisi olmak insanlara nasil bir kimlik kazandiriyorsa sanirim bir kozmetik gurusu olmak istemek de boyle bisi.
İnsanin bir kimlige ait olmak, bir statu gostergesine sahip olmak istemesi kimbilir hangi yoksunluklarinin disa vurumudur?..
Bu kadar cok kimlik kargasasinin icinde duru kalabilenlere selam cakarim.
31 Aralık 2013 Salı
SoN
Ben hayatta istediği şeyleri hemen elde eden biri değilimdir. Tembelimdir, hırsım sıfırdır, bir şeyi alışkanlık safhasına zar zor getiririm ya da getiremem. Bu sebeplerden istediğim şeyleri elde etmem vakit almıştır. Ama ne istediysem yaşayıp, elde etmişimdir.
Bu yıl mesela gider ayak geldi aklım başıma. İşten ayrılmaya karar vermem ve kendimi istediğim şeyin peşinde koştururken bulmam gene hayli zaman aldı.
Aslında 2013 boyunca, tanrım hiçbişi mi iyi gitmez, diye çemkirirken yanılıyormuşum. Haksız olan 2013 değil benmişim. Ama neyseki diyorum ya aklım başıma gelmiş sayılır gelmiş gibi yani geldi sanırım.
Ben bu koskoca yıl deli gibi kitap okudum. Aç gibi saldırdım onlara. Çok güzel yazarlar tanıdım. Kahkaha atarak kitap okudum, heyecanla kitap okudum, sevdiğim bir ressamın peşine düştüm, iz sürdüm. Yabancı dilimi ilerlettim, anlayamadığım birçok makaleyi anlar hale geldim, geceleri mutfakta klasik müzik dinleyip beynimi iç huzurumu göl kenarında yürüttüm, kedilerimi, kabasakal'ımı daha çok sevdim, evliliğin yenilenebilir, öğrenilebilir bir şey olduğunu anladım, sonunda kitaplarımdan yeni yıl ağacı yaptım.
2014 için küçük planlarım var, mesela bir göl kenarında birkaç haftacık da olsa yaşamak istiyorum. Ya konaklayacak bir pansiyon bişi buluruz ya da Kabasakal' ın engin dağcılık lisansını getirisini kullanırız. Evet biri bu, doğanın ağaçların gölün sesini sessizliğini dinleyebileceğim birkaç zaman istiyorum.
Sonra akademik konularda birkaç başarı.
Bir de cüzdanımda aşureden çıkan baklanın daha çok işe yaraması.
Yılbaşını orda burda deli gibi müziklerle kutlayacak arkadaşların da evde tombala hindi ortamındaki arkadaşların da yeni yıllarını kutlar, 2014 in güzel geçmesini dilerim.
Bu yıl mesela gider ayak geldi aklım başıma. İşten ayrılmaya karar vermem ve kendimi istediğim şeyin peşinde koştururken bulmam gene hayli zaman aldı.
Aslında 2013 boyunca, tanrım hiçbişi mi iyi gitmez, diye çemkirirken yanılıyormuşum. Haksız olan 2013 değil benmişim. Ama neyseki diyorum ya aklım başıma gelmiş sayılır gelmiş gibi yani geldi sanırım.
Ben bu koskoca yıl deli gibi kitap okudum. Aç gibi saldırdım onlara. Çok güzel yazarlar tanıdım. Kahkaha atarak kitap okudum, heyecanla kitap okudum, sevdiğim bir ressamın peşine düştüm, iz sürdüm. Yabancı dilimi ilerlettim, anlayamadığım birçok makaleyi anlar hale geldim, geceleri mutfakta klasik müzik dinleyip beynimi iç huzurumu göl kenarında yürüttüm, kedilerimi, kabasakal'ımı daha çok sevdim, evliliğin yenilenebilir, öğrenilebilir bir şey olduğunu anladım, sonunda kitaplarımdan yeni yıl ağacı yaptım.
2014 için küçük planlarım var, mesela bir göl kenarında birkaç haftacık da olsa yaşamak istiyorum. Ya konaklayacak bir pansiyon bişi buluruz ya da Kabasakal' ın engin dağcılık lisansını getirisini kullanırız. Evet biri bu, doğanın ağaçların gölün sesini sessizliğini dinleyebileceğim birkaç zaman istiyorum.
Sonra akademik konularda birkaç başarı.
Bir de cüzdanımda aşureden çıkan baklanın daha çok işe yaraması.
Yılbaşını orda burda deli gibi müziklerle kutlayacak arkadaşların da evde tombala hindi ortamındaki arkadaşların da yeni yıllarını kutlar, 2014 in güzel geçmesini dilerim.
11 Aralık 2013 Çarşamba
Aralık' tan
Soğuk havayla birlikte evin düzeni de değişti. Daha yünlü, daha kahveli daha çikolatalıyız. Kedilerimiz de daha mivaylamalı. Zira havalar böyle soğuk olduğunda daha çok yemek ve daha çok ilgi istiyorlar. Bizse karı koca daha iç içeyiz. Hadi kahve yapalım, hadi süt kaynatalım da sahlep yapalım, şunu alıp üstümüze atalım, yatmadan biraz şarap içelim. Bir şeyi birlikte yapma zamanı gibi şu sıralar.
Geçtiğimiz haftalarda Norveç' ten lisedeki yakın arkadaşlarımdan biri döndü. Fırsatını bulunca da lisede hiç yapmadığımız şeyi yaptık. Bir bara gidip bir güzel içtik. Çok güldük çok eğlendik. Baktık ki farklı üniversitelerde okumak, şehirlerde yaşamak arkadaşlığımızı sekteye uğratmamış. Konuştukça konuştuk. Lisedeyken uzun yürüyüşler yapardık Karşıyaka' dan Bostanlı' ya. O yürüyüşlerde de hayaller kurardık. Baktık ki hayallerimiz gerçekleşmiş, istediğimiz bölümlerde okuyup, istediğimiz evlerimiz olmuş. Belki bu kez de gerçekleşir hayallerimiz diye tekrar hayal kurduk.
Aralık bitmeye başlıyor ve yine, ister istemez, bir heyecan başlıyor bende. Neden böyle oluyor, yeni bir yıla, çaktırmadan, anlamlar yüklemeden neden alamıyoruz kendimizi?
Mesela istemdışı şu süsleri çıkarıp evi bir güzel süslemek istiyorum. Kırmızılar, parlak renkler, ışıklar olsun. Yeni süsler almaktan alıkoyuyorum kendimi ama bu yıl kitaplardan yılbaşı ağacı yapmayı kafama koydum. Bu hafta evi bir güzel temizleyip küçük salonumuzun bir köşesine kitaplardan yılbaşı ağacımızı dikeceğim :) Tabi kedilerle ne kadar kalabilir o ağaç emin değilim ama yıkıldığı zamana kadar kalsın salonumuzda.
Ben şimdi mutfağa gidip sıcak bir kahve alıp ya film izleyeceğim ya da bişiler çalışacağım.
26 Eylül 2013 Perşembe
Son Günlerde
Son günlerde haliyle yaz iyiden iyiye bitti. Biz de biradan şaraba geçtik. Zaten oldum olası şarabı ve rakıyı sevmişimdir de Kabasakal sıcak yaz gecelerinde buz gibi bira sevdiği için ona eşlik etmişimdir. Yani yazın bitmesinin iyi yanı bu, şaraba geçmemiz.
Kedilerimiz de kış moduna geçiyorlar yavaştan. Yazın elimizden eteğimizden çekilen kediler, ev serinledikçe dizimizde bitiyorlar. Hayvanların yatışları bile değişiyor, kedisi olan iyi bilir.
Yazın bitişin iyi yanlarından biri de terlememek. Belki şort yerine ince uzun bişilerle idare edebilmek yazın bitişi.
Yaz bitti, okullar açıldı. Kırtasiyede, kitapçıda, marketlerde kırtasiye ürünleri yerini aldı. Tabi bize de gün doğdu. Gene dayanamayıp birkaç defter aldım. Yakında torunlarıma bırakacağım bir defter yığınım olacak.
Yaz bitince, tabi bir de gidecek bir işim olmayınca evde zaman öldürmek yerine bir şeylerle meşgul olmanın yollarını arıyorum.
Mesela bir yandan İsmail Saymaz' ın Sözde Terörist' i, Leyla Erbil' in sonunda başladığım kitabı, bir yandan da sevdiğim ressamlardan Georgia O'Keffe' in biyografisi. Tabi en önemlisi y. lisans çalışmaları.
Hala sabaha karşı uyuyup erken uyanmaya çalışıyorum, geceleri Maria Callas' la uykuya dalıyorum.
Son günlerde değişen kayda değer birşey yok ama gene de yazıyorum.
Kedilerimiz de kış moduna geçiyorlar yavaştan. Yazın elimizden eteğimizden çekilen kediler, ev serinledikçe dizimizde bitiyorlar. Hayvanların yatışları bile değişiyor, kedisi olan iyi bilir.
Yazın bitişin iyi yanlarından biri de terlememek. Belki şort yerine ince uzun bişilerle idare edebilmek yazın bitişi.
Yaz bitti, okullar açıldı. Kırtasiyede, kitapçıda, marketlerde kırtasiye ürünleri yerini aldı. Tabi bize de gün doğdu. Gene dayanamayıp birkaç defter aldım. Yakında torunlarıma bırakacağım bir defter yığınım olacak.
Yaz bitince, tabi bir de gidecek bir işim olmayınca evde zaman öldürmek yerine bir şeylerle meşgul olmanın yollarını arıyorum.
Mesela bir yandan İsmail Saymaz' ın Sözde Terörist' i, Leyla Erbil' in sonunda başladığım kitabı, bir yandan da sevdiğim ressamlardan Georgia O'Keffe' in biyografisi. Tabi en önemlisi y. lisans çalışmaları.
Hala sabaha karşı uyuyup erken uyanmaya çalışıyorum, geceleri Maria Callas' la uykuya dalıyorum.
Son günlerde değişen kayda değer birşey yok ama gene de yazıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





