27 Temmuz 2013 Cumartesi

Teras Cafe

Orda burda gördüğüm güzel defterleri alıp atıyorum çantama. Sonra öncelikle kullanmaya kıyamıyorum ya da ne yazacağıma karar veremiyorum. Böyle böyle birikiyor güzelim defterler.
Mesela bunlardan biri şu
Defterin kapağında Vincent Van Gogh'un Teras Cafe adlı resmi var. Ben bu Teras Cafe'ye yıllardır rüyalarımda giderim. O sokakta yürürüm. Cafe'nin turunca kahve zemimine adımımı atarken 'a gene Van Gogh'un kahvesindeyim' derim. Sonra o yuvarlak masalardan birine bacak bacak üstüne atararak oturur garsona bir kahve söylerim. Van Gogh'un koyu enerji dolu mavili göğüne bakar bir iç çeker mutlu mutlu muhteşem bir rüyanın içinde olmanın tadını çıkarırım. Froyd buna ne der bilmiyorum ama bu benim en en en sevdiğim rüyamdır. Bu yüzden bu defteri görünce dünyalar benim olmuştu. Fakat bu zamana kadar ona bişi yazmamıştım. Kıyamamıştım ona yazacak değerde bişi bulamamıştım.
Fakat birkaç gün evel bir e-posta aldım. Üniversitedeki konuşabildiğim hocalarımdan birinden. Bana dedi ki, bir akıl defteri tut, mesleki ya da meslek dışı konularda aklına ne geliyorsa yaz.
İşte o zaman Teras Cafe'ye yazabilecek değerde bişi bulmuş oldum. Onu akıl defteri yapacağım. Defterin onca zamandır bunun için beklediğini anladım, hissettim. İşte bazen beklemenin iyi yanları olabiliyor.
Ben şimdi o deftere yazdığım şeylerin araştırmasına koyuluyorum.
Cümlenize güzel haftasonları diliyorum

1 yorum:

soprano sappho dedi ki...

bayıldımmmmm ; kıskandım türlü tüm duyguları yaşadımmm :))))