Pazartesi sendromu yaşamıyorum. İş yetiştirmeye çalışırken yavaş olabiliyorum çünkü zevkli konular çalışabiliyorum. Bi yandan ajandama notlar alıp
bi yandan elimdeki işle uğraşıyorum. Son günlerde sosyoloji çalışıyorum ve neyseki aöf nin kadının sosyal konumunu islamiyete bağladığı konular bitti de rahata kavuştum. Mart'ın ortasına kadar full mesailer başladı. Çünkü sınav dönemine yetişecek kitap listesi uzun. Hal böyle olunca da Eti sponsorluğunda günler başladı.
Mesai temposuna lensler zor dayanıyor yakında göz numaram 4ten tavan yaparsa şaşmıycam. Gözlük kullanabilen biri de değilim, bünyeme ters. Lens solüsyonum ve aynamla ikide bir lensimi tazeliyorum. Tabi bu yoğun ve stresli günlerde mugımın boyutu arttı
İştekiler öksüz doyuran, sen bundan kahveyi kepçeyle de içebilirsin, bardak değil maşrapa mübarek vs diyip kahve içme limitime hayret ediyorlar. Gece 2 de yatıp ve sabah 5te kalkıp 10 buçuk saatlik iş temposuna ancak böyle ayak uydurabiliyorum sanırım. Sabah 7de kalkmayıp 2ye kadar uyuma hayalime kavuşmama son 3 gün. Ne mutlu bana! Arriverdeçi!
Çok fazla anlam yüklemeden yaşamayı zaten öğrenmiştik tamam biliyorum Ama bazen de kaybetme noktasına gelmek gerekiyormuş o basit yaşamı, ki ne kadar güzel ve değerli olduğunu anlayalım Ben bugün hayatımın zor günlerinden birini atlattım. Kendime totemler yaptım, en sevdiğim, en uğurlu eşyalarımla günümü geçirdim. Hayallerime yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşarken bazen yaşadığım korkulardan birini atlattım. Hayal kurabilmek güzel hala hayal kuruyo olabilmek de güzel. Bugün günlerden kırmızı ya işte kanıtı
En sevdiğim çantaların başına oturan çantamla çok sevdiğim mugım bugün bana uğur getirdi. Yani işte ben öyle inanmak istedim ve inandığım gibi de oldu Ben bugün birden çok şey öğrendim Daha sağlam bastım daha mutlu oldum daha güçlendim ve hayallerime olan inancım daha kuvvetlendi Bir de tüm gün bu şarkıyı söyledim
Veeee İşte günün sonu da böyle güzel oldu Birlikte olmanın dayanılmaz huzuru
Hayatın hızını anlamam kısa sürdü ama başımı döndüren hızdan durup düşünmem bir buçuk ayımı aldı. Sabahtı saat 08:10 metrosundaydım ve gözümün içine güneş girdiinden gözlerim kısıktı. Gel gör ki o an, tamam, dedim, tamam, dur artık koşmaya yetişmeye çalışma kabul et sakinleş ve uyum sağla. Artık beynimin şalterini nasıl açtıysam o sabah işe yaradı ve koşmayı bıraktım, sakince yaşıyorum. Günde 10 saatten cumartesi de 8 saat haftada baya bi çalışma saati yapıyo Sabahları bi hızla evden çıkıp ancak işyerinde sıcak bi çay içince kendime geliyorum. Bir de akşam yemeğimi yiyip, mutfağı toplayıp ayaklarımı uzatınca. Hayatıma ofisten iyi bi insan ekledim. Masalarımız bitişik. Ve tek korkumuz patronun bizi ayırması. Sıra arkadaşları gibiyiz, arada birbirimize notlar yazıp eğleniyoruz. Çay kahve çikolata mamullerinin bolca olduu harika bi çekmecemiz var!.. Yani işler ofiste şu zamana kadar tıkırında Bir de yeni bi kitaba başladım. Çok dedikodusunu yaptıımız, Puslu Kıtalar Atlası... Bazı yapıtlar karşısında insanlığımı sorguluyorum. Mesela Bach'ın keman sonataları, Michelangelo'nun Pietası ve artık İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası... Madem bu yeni başlayan bi senenin ilk yazısı güzel bitsin. Herkesin gönlünden geçtii gibi eskittii bi yıl olsun 2013